Translate

Sayfalar

news etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
news etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2018 Çarşamba

Hak temelli veri gazeteciliği


Veri gazeteciliği projeleri yapan Melih Cılga hak temelli habercilik yapmak adına Suriyelilerle alakalı projelere imza atıyor. Hak temelli habercilikte ayrımcılık yapmadan her kesimin sesinin duyurulmasını belirten Cılga, ana akım medyanın bu konuda zayıf olduğunu savundu.


Cılga, veri gazeteciliğinde aktif olarak proje üretirken kendini geliştirmeye özen gösteriyor. Veri gazeteciliğinin bir kuşak önceki araştırmacı gazeteciliğin devamı olduğunu belirten Cılga, daha önce veri üzerinden pazarlama yaptığı için veri gazeteciliğine aşina olduğunu söylüyor. 2010 yılında katıldığı bir pazarlama konferansında, İngiliz bir uzmandan ilk defa veri gazeteciliğini duyduğunu sözlerine ekleyen gazeteci, önce veri güdümlü gazeteciliğin teorilerini ve sonra da pratiğini öğrenmeye başlıyor.


         "Hak temelli gazetecilik gündemden düşüyor"


 Hak temelli araştırmacı gazeteciliğin Türkiye’de hızla gündemden düştüğünün altını çizen Cılga’ya göre Türkiye medyası ucuz habercilik yapıyor. Cılga, hak temelli araştırmacı gazeteciliğin yeni nesil versiyonu olan veri gazeteciliğinin Türkiye’de yeterince gelişememesini ise finansal sorunlara bağlıyor: “Hiç bir medya kuruluşu, ekibini elindeki bütçe ile haftalarca, aylarca bir tek projeye atayamıyor. Türkiye’de bu alanda çalışan en fazla 20-30 uzman var.”

       Avrupa’da hak temelli veri gazeteciliğinin çok daha gelişmiş olduğunu belirten Cılga, Türkiye’de veri gazeteciliği projelerinin daha çok alternatif medyadan ilgi gördüğünü söylüyor. Veri gazeteciliğin sorgulayan ve araştıran yeni nesil bir okuyucu kitlesinden gelen taleple ilerleme gösterebileceğini vurgulayan Cılga, “Veri gazeteciliği Türkiye’de tam müşterisini bulabilmiş değil” diyor.

Melih Cılga, hak temelli veri gazeteciliğinin gelişmesi için stk ve ana akım medyanın tutumunun önemli olduğunu belirtti. 


      Kadına karşı şiddet Türkiye'de önemli bir sorun


     Cılga, Türkiye’deki en önemli sorunların başında aile içi şiddet ve kadın cinayetlerinin olduğunu düşünüyor. Konuyla ilgili  Bianet haber portalından birkaç gazetecinin, aylarca bu konu üzerinde çalıştığını sözlerine ekleyen Cılga, bu gazetecilerin “kadıncinayetleri.org” isimli internet sitesi ile çalışmalarını görselleştirip sunmalarının önemli bir hak temelli veri gazeteciliği projesi olduğunu belirtiyor. Cılga, kadın hakları ile ilgili bu projenin toplumda desteğinin olduğu için bir farkındalık yarattığını söyledi. Cılga, “Toplumsal farkındalığın ölçüsü ana akım medyada yer bulmasıdır” diye devam ederken bu projenin üreticilerinin CNN Türk’de Mirgün Cabas’ın programına katıldıklarını ifade etti.

     "Toplumsal farkındalığın ölçüsü, projenin ana akım medyada yer bulmasıdır"


     Hrant Dink Vakfı’nın azınlıklarla ilgili “2012 Beyannamesi” ve “Anadolu’nun Kültür Mirası” adlı iki farklı proje yaptığını açıklayan Cılga, bu projelerin tam bir veri güdümlü gazetecilik örneği olduğunu belirtiyor. Vakfın, “2012 Beyannamesi” ile el konulan Ermeni Cemaati vakıf mallarını verileştirdiğini söyleyen Cılga, bu problemin 1970 yıllardan itibaren hızlanarak devam eden bir problem olduğunun altını çiziyor. Cılga, 2012’den itibaren AKP Hükümeti’nin bir açılım yaparak devletin el koyduğu vakıf mülklerini iade etmeye başladığını sözlerine ekledi. Öte taraftan Cılga, “Hrant Dink Vakfı’nın yaptığı bir proje Türkiye’de kaç kişiye ulaşabilir?” şeklinde bir soru yönelterek, toplumsal uyuşmanın olmadığı bir ülkede bu projelerin farkındalık yaratmasının imkansız olduğunu söyledi.

      Cılga, Manisa’nın Soma ilçesinde üç yüz kişinin ölümüyle sonuçlanan maden kazasının ardından konuyla ilgili bir veri gazeteciliği projesinin yapıldığını belirtti. Fakat bu projenin ana akım medyada yer bulmamasından ötürü bir farkındalık oluşturmadığı da vurguladı. Ana Akım Türkiye medyasının aksine dünyada veri güdümlü gazeteciliğin giderek daha önemli hale geldiğini söyleyen Cılga, “New York Times” ve “Washington Post” neredeyse her hafta veri gazeteciliği alanında proje üretiyor” dedi.

     Cılga, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerle ilgili iki proje yaptığını söyledi. Birinci projesini 4 ayrı kategoriye ayırdığını söyleyen Cılga, şunları kaydetti: "Projenin birinci kategorisi şu soruları içeriyor: 'Nerede hangi Stk kampı var?', 'Her kampta kaç kişi yaşıyor?', 'Kamplarda hangi imkanlar sunuluyor?' Haritalandırma ile görselleştirilen bu projede kampların üstüne tıklayınca, açılan bilgi penceresinde o kamp hakkındaki bilgiler görülüyor. İkinci kategoride şehirlerde yaşayan Suriyeliler, üçüncüde her bir şehirde Suriyelilere karşı yapılan muameleler ve saldırıları işleniyor. Dördüncü kategoride ise Suriyelilerin hangi yollardan Avrupa'ya geçiş yaptığı konu ediliyor. 

    "Alternatif medya, veri gazeteciliği projelerine önem veriyor"


    Cılga, bu projenin Bianet gibi alternatif mecralarda yer bulsa da ana akım medyada hiçbir zaman karşılık bulmadığını söyledi. Cılga, ikinci projesinde ise sivil toplum örgütlerinin Türkiye’deki Suriyeli mültecilere yaptığı yardımları ortaya koyuyor. Bazı kurumların hak temelli ve bazılarının da inanç temelli çalıştığını belirten Cılga, “Hak temelli olanlar ayrım yapmadan herkese yardım götürmeye çalışıyorlar. İnanç temelli olanlar ise alevi mültecilere mesafeli olabiliyor” diyerek konuya dikkat çekti.

    "Suriyeli mültecilerin yarısı reşit değil"


    Cılga, projelerinin sonunda elde ettiği veriler ilgili şu açıklamaları yapıyor: “Suriyeli mültecilerin yaklaşık yarışı 18 yaşın altındaki bireylerden oluşuyor. Bir buçuk milyon çocuktan sadece 250 bini ise eğitim imkanlarından yararlanabiliyor. Çalışabilecek yaşta olan Suriyelilerin ise sadece on binin yasal olarak çalışabiliyor ve çok zor şartlarda düşük ücretlerle iş buluyor.”

     Cılga, Hrant Dink Vakfı’nın Rum vatandaşlar için yaptığı hak temelli veri gazeteciliği projesini şöyle anlatıyor: “ Devlet tarafından Rum vakıflarının hangilerine el konuldu?’, ‘Hangilerine mallarını  iade edildi?’ diye araştırdığım bir dönemde ürettiğim projeyi daha sonra Rum Patrikhanesi ile paylaştım.” Her şeye rağmen umutlu olduğunu söyleyen Cılga, hak temelli veri gazeteciliğinde STK ve ana akım medyanın tutumunun önemli olduğunu vurgulayarak sözlerini bitirdi.
     
    Haber ve Fotoğraf: Faruk Aydıner

1 Nisan 2018 Pazar

Uluslararası Veri Projeleri


    Nación Costa Rica’da araştırmacı veri gazetecisi olarak çalışan Hassel Fallas’ın, ulusal ve uluslararası veri güdümlü proje yarışmalarında birçok ödülü bulunuyor. Veri gazeteciliğinde takım çalışmasının önemine vurgu yapan Fallas, bu alanda kariyer yapmak gazetecilere matematik korkularını yenmelerini ve dijital dünyayı yakından takip etmelerini öneriyor.


            Fallas, 16 yıldır gazetecilik ve editörlük yapıyor. Şu anda La Nación Costa Rica’da araştırmacı veri gazetecisi olarak çalışan Fallas, Alcalá de Henares Üniversitesi’nde dijital gazetecilik eğitimi aldığını belirtiyor.

             Fallas araştırmacı veri gazetecisi olarak kamu yararı güden projeler yapıyor. Veri gazeteciliğinin geleneksel araştırmacı gazetecilik, veri madenciliği, istatistik ve bilgisayar mühendisliğinin bileşkesi olduğunu aktaran. Fallas, projelerini hem masaüstü bilgisayarlar hem de cep telefonlarında desteklenebilecek şekilde tasarladıklarını, böylelikle birçok arayüzden okuyucu-kullanıcı kitlesine ulaştığını ifade ediyor.

Fallas, projelerini şöyle sıraladı: “Kayıp Hafıza”

Fallas’ın  bu projesi beş ayrı ülkede çalışan uluslararası ülkede yürütülüyor ve projede Latin Amerika’daki kültürel miras kaçakçılığına odaklanılıyor: “Bulduğumuz kaçakçılık ağı antika kaçakçılarını, politikacıları ve Buenos Aires’ten Guatemala’ya kadar uyuşturucu çetelerini kapsıyordu. Bu proje, büyük miktarda veri kullanarak yapılan ilk kültür kaçakçılığı projesi.” Fallas, projenin 2016 Latin Amerika Araştırmacı Gazetecilik Ödülünü 3. Sıradan kazandığını sözlerine eklemeyi unutmadı.

    “Senin Kariyerin, Senin Geleceğin”

Fallas, bu projeyle  veri görselleştirme ve veriden hikaye üretme adına gençlere eğitim ve bilgilendirme yapmayı amaçladıklarını ifade ediyor:“Veri gazeteciliği ile ne kadar para kazabilirim?’, ‘ Veri gazeteciliği öğrenen çok insan var mı?’, ‘ Veri gazeteciliğinin geleceği parlak mı?’ gibi sorulara bu projede cevap verdik.”

“Costa Rica’nın Gizlenmiş Benzin Fiyatı”

Bu projesi ile benzin üzerinden uluslararası çıkar ilişkilerini ortaya koyan Fallas, çalışmasıyla 2016 Veri Gazeteciliği Ödülü’ne sahip olduğunu belirtiyor.  

“Veri gazeteciliği haberin doğruluğuna dair okuyucu-kullanıcıya güvence veriyor. Geleneksel gazetecilikte kaynağa giden muhabirin kaynağı şeffaf olmayabiliyor. Fakat, veri gazeteciliğinde kaynak açık olarak paylaşılıyor. Okuyucu hem okuduğu haberi yorumlama hem de kaynağına ulaşıp kendi projelerinde de kullanma imkanı buluyor.” diyen Fallas, geleneksel gazetecilik ile veri gazeteciliği arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Fallas, “Veri gazeteciliğinin beş aşaması var. Önce gerekli olan verinin toparlanması gerekiyor. Bu veriler ile veri setleri oluşturuluyor. Veriler internet sitelerinden, STK veya devlet kaynaklarından kazınarak veya indirilerek bulunabilir. Çok farklı yazılımlar kullanarak veri bulmak mümkünken klasik gazetecilikte olduğu gibi röportaj veya araştırma da yapılabilir. İkinci aşamada verilerin temizlenmesi var. İşlenirken yanlış hecelenen isimler ve veriler hatalı sonuçlara götürebilir.

Hassel Fallas “Veri gazetecisi olmak isteyenler matematik korkusunu yenmeli ve eleştirel bir bakış açısına sahip olmalıdır” dedi.

"Kaliteli veri"

 Veri gazeteciliğinde analizinizin kalitesi verinizin kalitesine bağlıdır. Bu işlemlerden sonra projenize bir bağlam oluşturmalı ve şu soruları sormalısınız: Kaynak ne kadar güvenli?  Veri kaynakta ayrıntısıyla verilmiş mi? Verilerde eksiklik var mı? Veri nasıl toplanmış? Veri bana ihtiyacım olan tüm bilgiyi sağlıyor mu?” diye sözlerine devam ederken, bu sorulara bulunan cevapların, kişileri yeni sorular sormaya yönlendirebileceğini belirtiyor.

    Fallas, üçüncü aşamada veri gazetecisinin bağlamları oluşturup değişik kaynaklardan derlediği tüm verileri birleştirip kendi veri setini oluşturması gerektiğinin önemine dikkat çekiyor.

Fallas’ın aktardığına göre, veri gazeteciliği projeleri hazırlanırken dördüncü adım ise veriyi hikayeleştirmek: “Veri setinden çıkarılacak sonuçlarla veri gazetecisinin haberi hikayeleştirmesi gereklidir. Eğer az gelirli toplumsal sınıflarda liseden ayrılma oranını daha fazla bulmuşsanız, bu öğrencilerin okulu bırakınca neler yaşadığını araştırmalısınız ve bu yüzden veri gazeteciliğinin beşinci adımı olan iletişim adımına geçmelisiniz.”

Fallas, veri gazeteciliğinin son aşaması olarak şunları kaydediyor:“İletişim adımı veri görselleştirme, bilgi grafikleri oluşturma, çevrimiçi uygulamalar geliştirme ve en iyi insan hikayesini ortaya çıkarmaktan oluşuyor.”

Fallas, matematiği iyi olmasa bile insanların veri gazetecisi olabileceğini belirtirken, kendisinin de matematikte iyi olmadığını ama yeni nesil gazetecilerin veri ile çalışmaya alışacaklarını ve bir şekilde veriden nasıl bilgiyi çıkartıp haberleştireceklerini bileceklerini söyledi. Fallas, veri gazeteciliği ile birçok şey keşfettiğini ve devamlı proje üreterek, ülkesinde bir dönüşüm yarattığını sözlerine ekledi.

Veri gazeteciliği projeleri için Latin Amerika ve Afrika’da birçok ülkeyi ziyaret eden Fallas, en iyi deneyiminin öğrencilerin veri ile çalışma korkularını yenip gazeteciliğin kalitesini arttıracak çalışmalar yapmalarını görmek olduğunu kaydetti.

Fallas, veri gazetecisi olmak isteyenlerin yalnız kurtlar gibi davranamayacağının altını çizerken, veri gazeteciliğinde takım çalışmasının esas olduğunu vurguladı.Veri gazetecilerinin fikirlerini paylaşarak farklı bakış açıları geliştirebileceklerinin altını çizen Fallas, veri gazetecilerinin, bilgisayar programcıları, yazılımcılar, istatistikçiler, ekonomistler ve tasarımcılar ile arkadaş olmaları gerektiğini sözlerine ekledi. Bununla birlikte ödüllü gazeteci, veri gazeteciliğinde dijital dünyanın yakından takip edilmesinin önemine vurgu yapmayı da ihmal etmedi.

"Matematik korkusu yenilmeli"

“Veri gazetecisi olmak isteyenler, matematik korkusunu yenmeli ve eleştirel bir bakış açısına sahip olmalıdır. Veriyi bulup ondan haber çıkartmak için her yere burnunu sokmalı ve pes etmeden disiplinli bir şekilde çalışmalıdır.”

    Fallas, kendisi için çalıştığı verinin büyüklüğünün önemli olmadığını söylerken, “Yüz veya bin gigabyte bilgi kulağa çok gelse de, kamu yararına veri ile haber üretmek için çok anlamsız olabilir” dedi. Fallas verinin büyüklüğünün kendi başına etkileyici olmadığını, önemli olanın yüzlerce veya milyarlarca veri kaynağından oluşan bir veri seti ile kesin sonuçlara varmak olduğunu ifade etti.

    Haber: Faruk Aydıner

26 Mart 2018 Pazartesi

Haber odalarında veri projeleri

      Son yüzyıldaki teknolojik ve dijital gelişmelerle, gazetecilik kavramı değişiyor. Gazeteciliğin yeni çağa ayak uydurması sonucunda ortaya çıkan veri gazeteciliği, 5N1K ile yazılan metin ve fotoğrafın yanı sıra, grafiklerle, kodlarla ve haritalarla zenginleştirilen yeni nesil gazeteciliği ifade ediyor.

            Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü İnternet Gazeteciliği Anabilim Dalı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Tolga Çelik, üniversite bünyesinde veri gazeteciliği üzerine dersler veriyor. Çelik, veri gazeteciliği kavramının ortaya çıkışını şu şekilde açıklıyor:
“2011 yılında ‘Wikileaks’ ile binlerce belgenin ortaya çıkmasıyla veri gazeteciliği süreci başladı. Sızdırılan belgelerin gazeteciler tarafından analiz edilerek işe yarayan bilgilerin ortaya çıkartılması gazeteciliği yeni bir boyuta taşıdı.”
            Çelik, veri gazeteciliğinin ortalama 5-6 yıllık bir geçmişinin olduğunu, Türkiye’de ise bu alandaki çalışmaların daha geç başladığını vurguladı:  “ Türkiye’de veri gazeteciliği alanındaki çalışmalar son 2-3 yılda ivme kazandı. Bununla, birlikte Türkiye’de veri alanında çalışabilecek nitelikli gazeteci sayısı çok az.”      
Çelik, Türkiye'de veri ile çalışabilecek nitelikli gazetecilerin az sayıda oduğunun altını çizdi.

 “Gazeteci veriyi iyi tanımalı”
            Çelik, veri gazeteciliğinin istatistik, bilişim ve gazetecilik alanlarının bileşkesinden oluşan disiplinler arası bir alan olduğunu söyledi
“ Anadolu Ajansı’nda veri gazeteciliği için bir editör grubu kuruldu.Türkiye’de gazetecilik anlık olaylar üzerine kurulu. Haber için derinlemesine araştırma yapılmıyor” şeklinde açıklama yapan Çelik,  “Veri gazeteciliği bir dönem boyunca olayların veri üzerinden haberleştirilmesine dayanıyor” diyerek, veri gazeteciliğinin Türkiye’deki durumuna dikkat çekti.
 “Veri gazetecisi olmak isteyen kişilerin haber olacak veriyi tanıması ve belli bilgisayar yazılımlarını amacına uygun bir şekilde kullanması gerekiyor. Ayrıca bu kişilerin internetteki veriyi nasıl toplayacağını, elde ettiği dataları temizlemeyi ve haber oluşturmak için gerekli olanları  ayıklamasını da  öğrenmesi gerekiyor” diyen Çelik, veri gazetecilerinin sahip olması gereken önemli bir özelliğin de gazetecilik eğitimi olduğunu sözlerine ekledi. 
Çelik, “Gazetecinin haber olacak veriyi tanıması lazım” dedi.

Her yerde veri var
      Çelik’in gazetecilerin kendi verilerini oluşturabilecekleri gibi kamu ve özel kuruluşlar tarafından oluşturulan veri setlerini de kullanabileceğini söyledi. Buna göre, TUİK, Maliye Bakanlığı, TBMM gibi kurumluşlar verilerini excel ve cvs dosyası formatından kamuya açık olarak yayınlıyor. Bununla birikte veri üzerine çalışan bazı sivil toplum kuruluşları ve şirketler, para karşılığında veri seti satıyor.
       “Geleneksel gazetecilik son bulmaz”
     Avrupa ve ABD’de veri gazeteciliği alanında birçok çalışma yapılıyor ve bu konuda her yıl ödüllü yarışmalar düzenleniyor. Her ne kadar dijital gazetecilik dünyada popüleritesini artırsa da Çelik, veri gazeteciliğinin  geleneksel gazeteciliğin yerini alamayacağını ifade ediyor. “Günlük haberlere  her zaman ihtiyacımız var. Veri gazeteciliği günlük haberlerin toplamı üzerinden bir youmlama yapıyor. Veri gazeteciliği ile klasik gazetecilik birbirini destekleyen iki alan olarak görülmeli.”
             Rakamlar yalan söylemez
            Çelik, internette muazzam bir enformasyon borbardımanı olduğunu belirterek, veri kaynağı ararken filtrelemenin önemini vurguyor. “ Örneğin gazeteci hak ihlallerine dair bir araştırma yapılacaksa, filtreleme yöntemlerini kullandığı takdirde ‘hak ihlalleri pdf” araması ile bir milyon sonuç yerine işe yarayabilecek 200 veya 300 sonuç bulur.”
            “Rakamlar yalan söylemez, siz rakamlara yalan söyletebilirsiniz” diyen Çelik, internetteki bilgi kirliliğinin manipulasyon için kullanıldığının d altını çizdi. İyi bir veri gazeteciliği projesinde açık veri kaynağı verilerek bilginin doğruluğu adına şeffaflık sağlandığını belirten Çelik iyi bir veri projesinin toplumda farkındalık yaratmak için kulanıldığını söyledi.
Hasan Sait Ölmez, “4. Sanayi devriminin odak noktasında veri var” dedi.

            4. Sanayi Devrimi’nin merkezinde veri var
Sabancı Üniversite’sinde öğretim üyesi olan Hasan Sait Ölmez, veri kümeleri ve veri setleri oluşturma adına dersler veriyor. Ölmez,  veri madenciliği yaparken hangi konuda analiz yapılacağı belirlenip ona göre önemli veriler seçilmesine dikkat çekiyor: “Sosyal medyadan halkla ilişkiler çalışmalarına, finans sektöründen sanayiye kadar artık her yerde veri kullanılıyor.”
Ölmez, Türkiye’de veri sıkıntısının olmadığı ve özellikle belediyelerde çok fazla verinin kullanıma açıldığını söylüyor: “Bununla birlikte verinin neye benzediğinin belirlenmesi görselleştirilmesi adına çok büyük önem taşıyor.“
”4. Sanayi Devrimi’nin odak noktasında veri var. Bilgisayarlar hala yerini koruyor olsa da verinin hakim olduğu ve verilerle kararların alındığı bir faza giriyoruz” diyen Ölmez, verilerle çalışmaya hakim olmanın günümüz ve gelecek için önemini vurguladı.

Haber: Faruk Aydıner

25 Mart 2018 Pazar

Balıkçılarla Galata Köprüsü'nde

     Galata Köprüsü'nde balıkçılarla sohbet ettik. Bir günleri nasıl geçiyor? Balıkçılar ne sıklıkla buraya geliyorlar? 


     Her gün Galata Köprüsü'nde gördüğümüz balıkçılar niye bu mekanı tercih ediyorlar? Bir gün boyunca neler yapıyorlar. Onlara sorduk.

    

6 Mart 2018 Salı

Geldik, gördük, denedik: Diksiyon kursunda bir gün

     Başarılı bir hayatta güzel konuşmak önemli ise diksiyon dersi kesinlikle almalıyım diyerek bu eğitimden mahrum kalmamalıyım dedim kendi kendime. Peki nasıldır bu diksiyon dersi?

    Herkes kendini geliştirmek ve gerek şahsi hayatında gerekse iş hayatında etkileyici olmak ister. Mesele kendini geliştirmek olunca ilk aklıma gelen ofis programlarıyla birlikte  diksiyon eğitimidir. Diksiyon dersine gittiğimde neler konuşulacağını çok merak ediyordum. Ama ses eğitimi konusunda yardımcı olucağından emindim. Derse gittiğimde çok genç bir diksiyon hocasıyla karşılaştım. Kendisi ayrıca sahne alan bir tiyatro ve performans sanatçısıydı. Derslerde esprilerle insanları rahatlatıyordu. Bize devamlı rahatlamamızı içimizden geldiği gibi davranmamızı öğütlüyordu. 


Diksiyon güzel konuşma sanatıdır.

    Diksiyon basitce ses kullanma ve güzel konuşma üzerinedir. Hocanın en çok verdiği örneklerden biri bebekler bir diğeri de Hitler'di. Minicik bebeğin tüm evi inletecek kadar nasıl sesi çıkar? Çünkü diyaframını kullanır. Çoğu insan yaşı ilerledikçe stress ve toplumsal kabul endişeleri gibi duygularla diyaframını kullanmayı unutur veya farkında olmadan bırakır. Sesinin etkileyiciliği ve gürlüğünü kaybeder. Hitler çok derin analizler yapmıyordu konuşmalarında. Çok tutarlı konuşmalar da yaptığı iddia edilemez. Adam diyaframını kullanıyor. Seslerin üstüne üstüne basıyor ve sonunda kalabalıklarda duygusal mesajlar aracılığı ile hayranlık duygusu oluşturuyordu. 
    Hoca, pratik konuların yanında  meditasyondan sufizme ve hatta terapilerde bile kullanabilen nefes-diyafram egzersizleri kadar değişik konulardan bilgiler veriyor, egzersizler yaptırıyordu. Ses çıkartılan egzersizlerde yerlere yatıyorduk gülmekten. Çünkü burnundan nefes almadan veya burnunu tutarak ağzından nefes verirken veya ses çıkartırken çok farklı oluyordu. Hele çıkan sesler garipse veya benimki gibi mekanik-robotsu bir vaziyet alabiliyorsa insana gülmekten başka ne görev düşebilir? Egzersiz sırası sınıfın önünde bana gelince gülmekten hiç bir zaman egzersizi bitiremiyordum. Hoca da herkese bir daha yap diye israr ederken bana çok rica etmeyi bırakmıştı. 


Diksiyon sağlıklı ve başarılı bir hayat için bir anahtar gibidir.

    Diyafram ile nefes alırken bir büyük piyanoyu diyaframıyla oynatabilen operacılardan hocanın bahsetmesini hala unutmadım. Nasıl unutulur ki? Bir de hoca bazı yüz kasları egzersizleri göstermişti ki sadece konuşma güzelliğini değil ayrıca yüz güzelliğini artırıp kırışık yok edici ‘U-X’ egzersizleri. Hala daha aklıma geldikçe yapıyorum  insanı ne kadar delice gösterse de! Diksiyon sesimizi güzel kullanmak ve bazı özelliklerimizi artırmak için bu kadar iyi bir ders ise niye ıskalayayım diyorum. Kendime hala daha bir boş vakitte gitsemde diksiyon ve nefes üzerine kitap alsam, egzersizlere hep devam etsem diyorum. Güçlü bir diyafram kası ile ses daha güçlü çıkar. Daha iyi ve derin nefes alınır. Diksiyon güzel konuşma sanatıdır ve iletişimi güçlendirir. İnsan kendini daha iyi ifade etme imkanı bulur. Bu da bireylere başarı getirir. Zaten bilimsel olarak da dik durup iyi nefes almak depresyon karşıtı ve sağlıklı olma sebebi olarak geçmişken diksiyon dersi ve nefes egzersizleri göz ardı edilmemeli.
  

23 Şubat 2018 Cuma

Geldik, gördük, denedik: Arapça kursunda bir gün


    Türkiye’ de bir çok insan Arapça öğrenmek isterken zor olduğu düşünüldüğü için bu dili öğrenmek pek revaçta değil. Bir düşünelim Arapça zor mu? 


     İlk Arapça dersime gittiğimde benim de böyle korkularım vardı. Kendi kendime dedim ki sonuçta ne kadar zor olabilir? Her zor işi yapmasak ne olur halimiz dedim kendime. Arapça kursunda Hoca, hep şunun altını çiziyordu: "Arapça o kadar zor bir dil değil. Türkçeye benzer kelimeler çok." Neden  kolay bir yolu olmasın "Yani" derken, ‘yani’ de mi Arapça? Yani derseniz Türkçedeki ile aynı anlamda.

Arapça dili kendine mahsus harflere sahip.


   Güneş erkek, Ay kadın


  İlk derslerde kendimi çok fazla resim dersindeymişim gibi hissettim.Çünkü Latin alfabesi ile yazılmıyordu kelimeler. Fena da yapmadım harfleri. Arapça, İngilizce ve Fransızca gibi çekimli bir dil olsa da farklı olarak cümleye fiil ile başlanması çok ilginç gelmişti bana. Konuşurken alışması zor gibi zannedilse de gerçekten zorlamamasına şaşmıştım. Avrupa dillerindeki gibi olumsuzluk eki varmış vay be derken, zamirlere zamir mi diyorlarmış diye hayrete düşmüştüm? Bu da mı benzer? Birde gizli özneleri mi varmış? Türkçedeki gibi diye bir defa daha hayrete düşmüştüm. Arapça kursuna giderken en çok duyacağınız şeylerden müzekker ve müennes meselesine değinelim. Ben eskiden İngilizce öğrenirken biraz şaşırırdım ki niye erkek veya kadın diye üçüncü şahısı ayırıyorlar? Ne gereği var. Sonra bir Arapça öğrenmeye başlıyorsunuz tüm isimleri müzekker eril ve müennes dişil diye ayırmışlar, vallah şaşırabilirsiniz! Ne yani Güneş erkek ve Ay da kadın mıymış? Ama her şeye rağmen dilbilgisinde benzerlikler kuralların sağlamlığı ve  dil yapısının güçlü yapısı Arapçayı gerçekten öğrenmeyi kolaylaştırıyor düşünülenilenin aksine.

Arapça ve İngilizce dilleri kavramları en kısa şekilde ifade edebileceğimiz iki dil.


     En kısa şekilde kavramları ifade eden diller: İngilizce ve Arapça


    Klişe olmuş zeytin incir isimlerinin aynı oluşuna girmiyorum. Benim anladığım tek zorluk varsa alfabenin farklı oluşu ve kelime miktarının çokluğu ki hocamız da hep altını çizerdi. Bu arada arapların da "The"sı var ki "El" takısı İspanyolca'daki "El" takısısı da burdan gelir ki özel isimler hariç isimlerin başına gelir. Arapçanın, İngilizce ile birlikte kavramları en kısa şekilde ifade etme imkanına sahip iki dil olduklarını söyleyerek bitirelim.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Geldik, gördük, denedik: Şan kursunda bir gün

    İlk şan dersine gittiğimde ne olacağını çok merak ediyordum. Hoca sesimi beğenecek mi? Bana şarkı söyletecek mi? Nasıl bir eğitim bu şan?


    Daha ilk derste dedim ki, "Bu iş tam bana göre." Eğitim şekli hocadan hocaya değişebilir. Kimisi daha teşvik edici iken kimisi daha eleştirel olabiliyor. Benim favori tipim teşvik edici olan. Beraber daha çok gülüp daha rahat soru sorabiliyorsunuz. En önemli nokta ise şu, tekniğini öğrendikten sonra herkes kendi sesinin tarzında şarkı söyleyebilir.

    Şan eğitimi kısaca sesin eğitimi üzerine olan derslerdir. Sesi bir enstrüman gibi kullanmayı öğrenmek aslında bir enstrüman çalmaktan daha zor bir iştir. Çünkü bir gitar veya piyanoya dışardan hakim olabilir çalmayı zamanla öğrenebilirsiniz. Sesinizi kullanırken ise kendiniz üzerinde farkındalığınızı yükseltmeniz gerekir. Çünkü kullandığınız dışardan bir nesne değildir içinizdedir. Diyafram, göğüs, ağız, yüz ve tüm bu çevredeki kaslar. Hatta vücudunuzun diğer kısımlarını da bu harmoniye dahil etmelisiniz.

    Notaları duymak ise ayrı bir yönüdür şan dersinin. Şan dersinde hoca piyanonun başına geçer ve öğrenci karşısında ayakta durur. Genellikle öğrencinin kendi duruşunu gözlemlemesi için karşısına bir ayna da yerleştirilir. Duruş çok önemlidir sesin kalitesi için. Hollanda'da şan dersi hocam Viktor westerkamp bana "Hiçbir şey bilmeyen bir bebek gibi dur. Yüzüne embesil gibi bir ifade ver" tarzı şeyleri tekrarlayıp dururdu. Bende gülmeye başlayınca karşılıklı kahkahalar atardık. Ben çok gülen bir öğrenciyim.Kendi çıkardığım seslere, hocanın çıkardığı ses ve yorumlara çok defalar kahkaha ile yanıt verdim.

Şan eğitimi sesin parlatılmasıdır.

    "Vi" sesini çıkarmak zor


    Her neyse; hoca piyanoda çaldığı notanın aynısını öğrencinin sesi ile icra etmesini bekler. İlk iş ses ölçümü ile başlayabilir. Öğrencinin çıkarabildiği en düşük nota ve en yüksek nota bulunur ses aralığı ölçümü ile. Sonuçlardan öğrencinin ses tonu bulunarak ses aralığı parlatılmaya çalışılır. Burada yeteneğin büyük önemi olduğu su götürmez bir gerçektir.

    Ses aralığını genişletme çalışmaları ise ayrı bir konu. İlk işlenen konular genellikle nefes egzersizleridir. Bu egzersizlerle diyafram, göğüs çevresindeki kaslar ve ses telleri güçlendirilmeye çalışılır. Bu egzersizlere düzenli devam edilirse ses daha güçlü ve parlak çıkar. Yüksek notalara rahat çıkmak için de güçlü bir nefes gerekir.

    Genelde ses çalışmaları a, ı, u, gibi seslerle yapılır. "Ya" ve benzeri sesler üzerinden çalışmalar da yapılır. "Vi" sesini çalışırken bir hocam çok huylanmıştı, "Niye Fransız Aksanı ile çıkarıyorsun bu sesi" diye. Ne yaptıysam hacanın istediği "Vi" sesi çıkmadı, hoca da vazgeçti. Fransız kaldık gitti. Bu seslerle çalışılmasının amacı ağız ve çevresindeki kasların geliştirilerek seslerin güzel çıkması için eğitilmesidir. Özellikle "a" sesi temel ve en zor seslerdendir. "A" sesini iyi çıkartan diğer sesleri de iyi çıkartır derler. Şan eğitimi genel olarak birikim ve devamlılık isteyen bir eğitim süreci. Üstelik çalışmaya devam etmek orundasınız kazanımlarınıı kaybetmemek için. Spor salonlarına giden insanlar gibi devamlı çalışmak.