Translate

Sayfalar

sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2018 Salı

Geldik, gördük, denedik: Diksiyon kursunda bir gün

     Başarılı bir hayatta güzel konuşmak önemli ise diksiyon dersi kesinlikle almalıyım diyerek bu eğitimden mahrum kalmamalıyım dedim kendi kendime. Peki nasıldır bu diksiyon dersi?

    Herkes kendini geliştirmek ve gerek şahsi hayatında gerekse iş hayatında etkileyici olmak ister. Mesele kendini geliştirmek olunca ilk aklıma gelen ofis programlarıyla birlikte  diksiyon eğitimidir. Diksiyon dersine gittiğimde neler konuşulacağını çok merak ediyordum. Ama ses eğitimi konusunda yardımcı olucağından emindim. Derse gittiğimde çok genç bir diksiyon hocasıyla karşılaştım. Kendisi ayrıca sahne alan bir tiyatro ve performans sanatçısıydı. Derslerde esprilerle insanları rahatlatıyordu. Bize devamlı rahatlamamızı içimizden geldiği gibi davranmamızı öğütlüyordu. 


Diksiyon güzel konuşma sanatıdır.

    Diksiyon basitce ses kullanma ve güzel konuşma üzerinedir. Hocanın en çok verdiği örneklerden biri bebekler bir diğeri de Hitler'di. Minicik bebeğin tüm evi inletecek kadar nasıl sesi çıkar? Çünkü diyaframını kullanır. Çoğu insan yaşı ilerledikçe stress ve toplumsal kabul endişeleri gibi duygularla diyaframını kullanmayı unutur veya farkında olmadan bırakır. Sesinin etkileyiciliği ve gürlüğünü kaybeder. Hitler çok derin analizler yapmıyordu konuşmalarında. Çok tutarlı konuşmalar da yaptığı iddia edilemez. Adam diyaframını kullanıyor. Seslerin üstüne üstüne basıyor ve sonunda kalabalıklarda duygusal mesajlar aracılığı ile hayranlık duygusu oluşturuyordu. 
    Hoca, pratik konuların yanında  meditasyondan sufizme ve hatta terapilerde bile kullanabilen nefes-diyafram egzersizleri kadar değişik konulardan bilgiler veriyor, egzersizler yaptırıyordu. Ses çıkartılan egzersizlerde yerlere yatıyorduk gülmekten. Çünkü burnundan nefes almadan veya burnunu tutarak ağzından nefes verirken veya ses çıkartırken çok farklı oluyordu. Hele çıkan sesler garipse veya benimki gibi mekanik-robotsu bir vaziyet alabiliyorsa insana gülmekten başka ne görev düşebilir? Egzersiz sırası sınıfın önünde bana gelince gülmekten hiç bir zaman egzersizi bitiremiyordum. Hoca da herkese bir daha yap diye israr ederken bana çok rica etmeyi bırakmıştı. 


Diksiyon sağlıklı ve başarılı bir hayat için bir anahtar gibidir.

    Diyafram ile nefes alırken bir büyük piyanoyu diyaframıyla oynatabilen operacılardan hocanın bahsetmesini hala unutmadım. Nasıl unutulur ki? Bir de hoca bazı yüz kasları egzersizleri göstermişti ki sadece konuşma güzelliğini değil ayrıca yüz güzelliğini artırıp kırışık yok edici ‘U-X’ egzersizleri. Hala daha aklıma geldikçe yapıyorum  insanı ne kadar delice gösterse de! Diksiyon sesimizi güzel kullanmak ve bazı özelliklerimizi artırmak için bu kadar iyi bir ders ise niye ıskalayayım diyorum. Kendime hala daha bir boş vakitte gitsemde diksiyon ve nefes üzerine kitap alsam, egzersizlere hep devam etsem diyorum. Güçlü bir diyafram kası ile ses daha güçlü çıkar. Daha iyi ve derin nefes alınır. Diksiyon güzel konuşma sanatıdır ve iletişimi güçlendirir. İnsan kendini daha iyi ifade etme imkanı bulur. Bu da bireylere başarı getirir. Zaten bilimsel olarak da dik durup iyi nefes almak depresyon karşıtı ve sağlıklı olma sebebi olarak geçmişken diksiyon dersi ve nefes egzersizleri göz ardı edilmemeli.
  

23 Şubat 2018 Cuma

Geldik, gördük, denedik: Arapça kursunda bir gün


    Türkiye’ de bir çok insan Arapça öğrenmek isterken zor olduğu düşünüldüğü için bu dili öğrenmek pek revaçta değil. Bir düşünelim Arapça zor mu? 


     İlk Arapça dersime gittiğimde benim de böyle korkularım vardı. Kendi kendime dedim ki sonuçta ne kadar zor olabilir? Her zor işi yapmasak ne olur halimiz dedim kendime. Arapça kursunda Hoca, hep şunun altını çiziyordu: "Arapça o kadar zor bir dil değil. Türkçeye benzer kelimeler çok." Neden  kolay bir yolu olmasın "Yani" derken, ‘yani’ de mi Arapça? Yani derseniz Türkçedeki ile aynı anlamda.

Arapça dili kendine mahsus harflere sahip.


   Güneş erkek, Ay kadın


  İlk derslerde kendimi çok fazla resim dersindeymişim gibi hissettim.Çünkü Latin alfabesi ile yazılmıyordu kelimeler. Fena da yapmadım harfleri. Arapça, İngilizce ve Fransızca gibi çekimli bir dil olsa da farklı olarak cümleye fiil ile başlanması çok ilginç gelmişti bana. Konuşurken alışması zor gibi zannedilse de gerçekten zorlamamasına şaşmıştım. Avrupa dillerindeki gibi olumsuzluk eki varmış vay be derken, zamirlere zamir mi diyorlarmış diye hayrete düşmüştüm? Bu da mı benzer? Birde gizli özneleri mi varmış? Türkçedeki gibi diye bir defa daha hayrete düşmüştüm. Arapça kursuna giderken en çok duyacağınız şeylerden müzekker ve müennes meselesine değinelim. Ben eskiden İngilizce öğrenirken biraz şaşırırdım ki niye erkek veya kadın diye üçüncü şahısı ayırıyorlar? Ne gereği var. Sonra bir Arapça öğrenmeye başlıyorsunuz tüm isimleri müzekker eril ve müennes dişil diye ayırmışlar, vallah şaşırabilirsiniz! Ne yani Güneş erkek ve Ay da kadın mıymış? Ama her şeye rağmen dilbilgisinde benzerlikler kuralların sağlamlığı ve  dil yapısının güçlü yapısı Arapçayı gerçekten öğrenmeyi kolaylaştırıyor düşünülenilenin aksine.

Arapça ve İngilizce dilleri kavramları en kısa şekilde ifade edebileceğimiz iki dil.


     En kısa şekilde kavramları ifade eden diller: İngilizce ve Arapça


    Klişe olmuş zeytin incir isimlerinin aynı oluşuna girmiyorum. Benim anladığım tek zorluk varsa alfabenin farklı oluşu ve kelime miktarının çokluğu ki hocamız da hep altını çizerdi. Bu arada arapların da "The"sı var ki "El" takısı İspanyolca'daki "El" takısısı da burdan gelir ki özel isimler hariç isimlerin başına gelir. Arapçanın, İngilizce ile birlikte kavramları en kısa şekilde ifade etme imkanına sahip iki dil olduklarını söyleyerek bitirelim.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Geldik, gördük, denedik: Şan kursunda bir gün

    İlk şan dersine gittiğimde ne olacağını çok merak ediyordum. Hoca sesimi beğenecek mi? Bana şarkı söyletecek mi? Nasıl bir eğitim bu şan?


    Daha ilk derste dedim ki, "Bu iş tam bana göre." Eğitim şekli hocadan hocaya değişebilir. Kimisi daha teşvik edici iken kimisi daha eleştirel olabiliyor. Benim favori tipim teşvik edici olan. Beraber daha çok gülüp daha rahat soru sorabiliyorsunuz. En önemli nokta ise şu, tekniğini öğrendikten sonra herkes kendi sesinin tarzında şarkı söyleyebilir.

    Şan eğitimi kısaca sesin eğitimi üzerine olan derslerdir. Sesi bir enstrüman gibi kullanmayı öğrenmek aslında bir enstrüman çalmaktan daha zor bir iştir. Çünkü bir gitar veya piyanoya dışardan hakim olabilir çalmayı zamanla öğrenebilirsiniz. Sesinizi kullanırken ise kendiniz üzerinde farkındalığınızı yükseltmeniz gerekir. Çünkü kullandığınız dışardan bir nesne değildir içinizdedir. Diyafram, göğüs, ağız, yüz ve tüm bu çevredeki kaslar. Hatta vücudunuzun diğer kısımlarını da bu harmoniye dahil etmelisiniz.

    Notaları duymak ise ayrı bir yönüdür şan dersinin. Şan dersinde hoca piyanonun başına geçer ve öğrenci karşısında ayakta durur. Genellikle öğrencinin kendi duruşunu gözlemlemesi için karşısına bir ayna da yerleştirilir. Duruş çok önemlidir sesin kalitesi için. Hollanda'da şan dersi hocam Viktor westerkamp bana "Hiçbir şey bilmeyen bir bebek gibi dur. Yüzüne embesil gibi bir ifade ver" tarzı şeyleri tekrarlayıp dururdu. Bende gülmeye başlayınca karşılıklı kahkahalar atardık. Ben çok gülen bir öğrenciyim.Kendi çıkardığım seslere, hocanın çıkardığı ses ve yorumlara çok defalar kahkaha ile yanıt verdim.

Şan eğitimi sesin parlatılmasıdır.

    "Vi" sesini çıkarmak zor


    Her neyse; hoca piyanoda çaldığı notanın aynısını öğrencinin sesi ile icra etmesini bekler. İlk iş ses ölçümü ile başlayabilir. Öğrencinin çıkarabildiği en düşük nota ve en yüksek nota bulunur ses aralığı ölçümü ile. Sonuçlardan öğrencinin ses tonu bulunarak ses aralığı parlatılmaya çalışılır. Burada yeteneğin büyük önemi olduğu su götürmez bir gerçektir.

    Ses aralığını genişletme çalışmaları ise ayrı bir konu. İlk işlenen konular genellikle nefes egzersizleridir. Bu egzersizlerle diyafram, göğüs çevresindeki kaslar ve ses telleri güçlendirilmeye çalışılır. Bu egzersizlere düzenli devam edilirse ses daha güçlü ve parlak çıkar. Yüksek notalara rahat çıkmak için de güçlü bir nefes gerekir.

    Genelde ses çalışmaları a, ı, u, gibi seslerle yapılır. "Ya" ve benzeri sesler üzerinden çalışmalar da yapılır. "Vi" sesini çalışırken bir hocam çok huylanmıştı, "Niye Fransız Aksanı ile çıkarıyorsun bu sesi" diye. Ne yaptıysam hacanın istediği "Vi" sesi çıkmadı, hoca da vazgeçti. Fransız kaldık gitti. Bu seslerle çalışılmasının amacı ağız ve çevresindeki kasların geliştirilerek seslerin güzel çıkması için eğitilmesidir. Özellikle "a" sesi temel ve en zor seslerdendir. "A" sesini iyi çıkartan diğer sesleri de iyi çıkartır derler. Şan eğitimi genel olarak birikim ve devamlılık isteyen bir eğitim süreci. Üstelik çalışmaya devam etmek orundasınız kazanımlarınıı kaybetmemek için. Spor salonlarına giden insanlar gibi devamlı çalışmak. 

13 Nisan 2015 Pazartesi

Geldik, gördük, denedik: Piyano kursunda bir gün

    Piyanonun başına geçince önce telaşlandım. Ama korkacak birşey yokmuş. Elleriniz bir meyve tutar gibi hafif bombeli olacak şekilde piyanonun tuşlarının üstüne parmaklarınızı koyuyorsunuz, sonrası notaları çalmak.


    İlk derse girerken çok heyecanlı hissedebilirsiniz! Çünkü bir müzik aleti öğrenmenin çoğu zaman çok zor olduğuna inanılır. Nasıl olacak, çalabilecek miyim? İleride evime aldığım piyanonun başına geçip Mozart'tan veya Beethoven'dan bir klasik eser olarak concerto çalabilecek miyim? Solo olarak söylenen bir aryayı piyano çalarak icra edebilecek miyim? O kadar notayı da nasıl ayrıntılı öğreneceğim? Nasıl olacak derken, aslında piyano çalmaya bebek adımlarıyla hayata başlar gibi notaları adım adım çalarak öğreneceğinizi anlıyor ve rahatlıyorsunuz. Yanlış yaparım diye korkmaya gerek yok çünkü yanlış yapmadan doğrusunu yapamasın düsturunu hoca da hatırlatınca korkularınız tamamen eriyebilir. Zaten bizi hayattan geri bırakan korkularımız değil mi?

Piyano öğrenmek sanıldığı kadar zor değil.

    Hata yaptıkça "yine mi?" dedim


    Elinide bir meyve tutar gibi elleriniz hafif bombeli olacak şekilde piyanonun tuşlarının üstüne parmaklarınızı koyuyorsunuz ve bundan sonrası notaları çalmak. Piyanoda soldan sağa doğru notalar incelir. Her ikili siyah tuşun ilk solundaki beyaz tuş do notasıdır. Her do'da ses bir oktav yukarı çıkar. Piyano eğitiminde orta do ile başlanır ki adı gibi piyanonun tam ortasında yer alır. Bazı notalar sağ bazı notalar da sol elle çalınacak derken yanlış eli kullandığımda hep "yine mi" dedim kendi kendime. Çalınan notaların doğru ritimle çalınması önemli ki yanlış hızla çaldığımda hep geri dönüp baştan sarmak zorunda kaldım.

Her evde olmalı

    Obualar üvey evlat mı?


    Müzik eğitimi konusunda geç kaldım mı diye hiç düşünmeye gerek yok. Her yaşta öğrenilebilir. Bilim insanlarının "Kullan veya kaybet teorisi" aklıma geldi. Bu teoriye göre beynimizin kullanmadığımız alanlardaki sinir hücrelerinin bağları azalıyor ve kısacası sinir hücreleri ölmeye başlıyorlar. Farklı konularda bilgi sahibi olarak beynimizin içinde yeni bağlantılar oluşmasını tetikleyebilir ve sinir hücrelerimizi zamanlar kaybetmeye karşı önlemimizi alabiliriz. Müzik bilgisi ve bir enstrüman çalmak işte burada devreye giriyor; müziğin öellikle de bir müzik aleti çalmanın beyni farklı alanlarıyla aynı anda birbiriyle bağlantılı olarak en çok çalıştıran kıyaz kabul etmez bir beyin egzersiz olduğu bilimsel olarak kanıtlandığını öğrendikten sonra piyano göümde ilahi bir yer etti dersem yalan olmaz.İsteyene gitar da olabilir. Neden bir başka enstrüman da olmasın? Obualar biz üvey evlat mıyız demez mi?

Vazgeçilmez Türk Müziği enstrümanı "Kanun"

    Piyano ve kanun akraba


    Müziğin her yönüyle dilsel yetenekleri geliştirmesi bir yana, peki bir enstrüman olarak piyano nereden gelmiş? Elbette ki piyano tarihsel süreçte değişim ve başkalaşım geçirmiş diğer pek çok müzik aleti gibi. Bugünkü piyano ilk ilkel biçimi ile Floransalı Bartolomeo Cristofori tarafından bulunup kullanılmaya başlanmış. Bundan önce ise değişik bir çok formu olmuş; "tympanon" , "epinete" ve "klavsene" gibi. Piyanonun ilk atalarından olan "tympanon" ve "psallterion" Asya kökenli olup buradan Avrupa'ya gelmiş. Zaten bugün Türkiye'de kullanılan kanun da "psallterion"un geliştirilmiş halidir ve piyano ve kanunun aynı köklere dayanması beni müziğin evrenselliğinden akrabaliğina doğru götürdü.  

9 Mart 2015 Pazartesi

Geldik, gördük, denedik: Kostüm Partisi'nde bir gece

    Kurt adam mı, vampir mi? Sadece bir cadı desek de olmaz mı? Cadılar Bayramı partilerinden karnaval ve maskeli balolara, tüm dünyada kendini insanüstü bir varlığa benzetmeye rastlarız. 


    İlk kostümlü Cadılar Bayramı partisine Erasmus için gittiğim Hollanda'da katılmıştım. Şehirde o akşam başka bir canlılık vardı. Tatil sevincinden öte insanlarda kutsal bir bayram sevinci gözlemleniyordu. Hiç günlük hayatını bozmayan insanlar bir yana, çoğu insan bir kılığa bürünmüştü. Kimisi sadece bir hayalet olurken kimisi pembe panter oluyordu. Süpermen ve Batman kostümleri gözlere çarparken insanların tamamen kendine has hayal güçleriyle oluşturdukları özel köstümler de vardı.

    Kan ağlayan zombiler, yaralı yüzler herbiri değişik bir tablo edasıyla kendi orijinalliklerini sergiliyorlardı. Kendinizi bazen bir garip hisseder gibi olurken sizin gibi insanları görünce rahatlıyor ve onların size ilgileriyle karşılaştıkça şımarıyorsunuz. Ben o akşam Rus ve Azeri arkadaşlarımla takılmıştım. Herkeste ayrı bir neşe vardı. Partiye gidene kadar güzel sohbetler ettik.
Amsterdam'da Cadılar Bayramı'nda fotoğraf çekilmeden olmaz.

    O gece karanlıklar kralı oldum


    Yolda iki kişi beni çevirip sordu: "Hangi karakter oldun? Çok orjinalmiş! Çok beğendik!" Ben de dedim ki, "Karanlıklar Kralı oldum." "Ama iyilikler kralına da benziyor, kompleks bir karakter olmuş" dediler. "Ben ikisini de hayal etmiştim" dedim. İkisini de hayal etmiş olsam da aslında karakterime can verirken  birinci Kraliçe Elizabeth'in kendini Hazreti Meryem'e benzetme amacı ile beyaza boyayıp ilahi bir duruş sergilemesinden ilham almıştım. Zaten Kraliçe Elizabeth'in  hayatını anlatan Cate Blanchet'in oynadığı filmler en favorilerimden. Neyse... Gece çok eğlendik. Ama benim tabii ki uykum erken geldiğinden biraz zorlandım. Sabahı da bulamadım. Fakat birçok kişi de benden önce eve döndüler eve, bununla da gurur duyuyorum.
   

    Türkiye'de partiye giderken dikkat


    Türkiye'de de iki kez bu tar partilere gittim. Öncelikle söylemeliyim ki, kültürel farklılıktan ve ön yargılardan dolayı zarara uğramamak için öncelikle partiye nerede hazırlanmanı gerektiğini belirlemeniz gerekiyor. Partiye kendi arabanızla gidecekseniz görece rahat olabilirsiniz. Ancak toplu taşıma araçlarını kullanacaksanız malzemelerinizi çanta veya poşette taşıyıp parti alanına yakın bir yerde hazırlanmanız daha uygun olabilir. Yine de unutmayın, parti her yerde parti.

Kostümlerin yanında aksesuarlar da önemli.

    Nedir bu Cadılar bayramı? Kostümlü parti de nereden çıktı?


    Peki bu gelenek nereden çıkmış? Temel itibariyle eski pagan inanışlara dayanan maskeli veya makyajlı kamuflajlar aslında eski dünyadan bir varlığın gönlünü hoş tutmak ve ondan zarar görmemek için. Cadılar bayramında yaşadığımız dünya ve ölüler dünyasının arasındaki perde zayıflarmış. Bu dünyaya geçen hayaletler, ölüler ve şeytanlardan korunmanın yolu ise yüzü çeşitli şekillerde saklayıp kostüm giymek. "Samhain" bir iblis olarak yılın sadece belli bir zaman diliminde dünyaya uğruyor. Çünkü yılın bu gününde ölüler dünyası ile bizim dünya arasındaki perde inceliyor. İnanışa göre özellikle parlak ve güzel yüzlü insanlar karanlık ruhların tehdidi altında. Çözümse çok basit: Bir maske veya makyaj yardımıyla kılık değiştirmek! Böylece güvende olabilirsiniz cadılar bayramının gecesinde. Belki Samhain adlı iblis ve kötü ruhlar sizi kendilerinden biri zanneder. Belki cadılardan, ölülerden, hayaletlerden biri olduğunuzu zannederler. Supermen ve Batman kostümlü insanlar ne olur bilemedim. Cadılar Bayramı'nda evlere konan balkabaği ise Samhain isimli iblisin ve gecenin karanlık yaratıklarının şerrinden evinizi korumak içindir.

    Eski dünyanın güçlü iblislerinden olan Samhain'in ve pagan inanışlarının sebeb olduğu bu gelenek bir bayram gibi kutlanırken onu gerçek manada takip edip ritüellerini yapan insanlar da halen yaşamakta...

22 Aralık 2014 Pazartesi

Geldik, gördük, denedik: Kung fu'ya bir gün

    "Geldik, gördük, denedik" bölümümüz için Kung fu yapmayı denedik. Felsefesi, tarihi ve zorluklarıyla Kung fu bilinenin aksine sadece bir savunma sporu değil; insanın sabrını, tahammülünü ve farkındalığını arttıran bir felsefe de aynı zamanda


    Çin dövüş sanatlarında hocanın, üstadın karşılığı "Shifu"dur. Uzakdoğu dövüş sanatları yalnızca fiziksel bir savunma aracı değil, gerçek manada bir ciddiyeti, inceliği ve felsefesi bulunan sistemlerdir. Amaç da saldırmak, kabalaşmak değil yükselmek ve farklı görme biçimleri kazanmakdır. İlk derse gittiğimde yeni başlanan işte herkesin karşılaştığı heyecana bende kapıldım. Fakat gördüm ki, ne kadar oluruna bırakırsan o kadar rahat geçiyor. Kung fu sanatının dünyasına adım attığınızda kafanıda hareketi kurmadan, bitirmeden gerçekte pratiğe dökmediğinizi tecrübe ediyorsunuz. Sınıflarda her türlü düşünceden ve yaş grubundan insan var.

    Kung fu'nun Sanda, Taolu ve Shaolin gibi bir çok türü var. Kung fu, insanın beyniyle, vücuduyla, hayatla ve diğer insanlarla ilişkisini düzenleyen bir sistem. Taolu, Sanda, Wing-chun ve Shaolin derken temelde benzer ama açılımı farklı dalları olduğunu öğrenince gerçekten Kung fu'nun ne derin bir okyanus olduğunu, bu deryada ilerlemenin sonu olmadığını görüyor insan.

Herkes için Kung fu en iyi sporlardan biridir.

    Ağlamak serbest, çalışmaya devam


    Kung fu'nun en hoş yanı bu sporu yaparken neredeyse her dövüş sporunu veya bir çok farklı spor türünü aynı anda yaptığınızı fark ediyorsunuz. Koşarak ısınıyor, sonra esneme hareketleriyle jimnastik ve benzeri bir pratiğin içinde uyanıyorsunuz. Sanda gibi dallarında bazen klasik boks, bazen ağırlık kaldırma, bazen güreş derken hangi spor dalı eksik kaldı diye insan kendine soruyor. Biliyorum ki, bu spor nerede yapılırsa yapılsın temel motivasyon söylemleri aynı: Ağlamak serbest, çalışmaya devam. Acı yoksa başarı yok. Evet, ben de ağlamaklı oldum. Bacaklarımı esnetmeye çalışırken veya tüm Kung fu dallarının temel esneme hareketlerinden biri olan "Mabu"ya dururken... Taolu dalındaysa yine birçok Kung fu dalında olduğu gibi farklı spor pratikleriyle birlikte, belli formlar pratik ediliyor. Bu formlar yüzyılların bilgeliğini taşıyor. Üstadın biri oturmuş, maymunu ve kaplanı izlemiş. Evet yanlış okumadınız maymunu ve kaplanı. Hatta çekirgeyi bile kaale almışlar. Hor görmemişler. Küçük dememişler. Hareketlerinden nice bilgelikler içeren savunma ve saldırı metotlarını formlaştırmşlar ki bu formlar yüzyıllardan beri uygulanıyor.

Kung fu dersleri ile yeni şeyler keşfetmeye hazır olun.

    Cesarete yüklenen yeni anlam


    Shaolin dalı da Taolu'ya benziyor. Fakat felsefesine çok ağırlık veriliyor eğitim sırasında. Türkiye'de bu dal henüz çok yaygınlaşmamış. Ben Avrupa ülkelerinden biri olan Hollanda'da Shaolin pratik etme imkanı bulmuştum. Shaolin'de disipline çok önem veriliyor. Diyebilirim ki diğer Kung fu dallarından daha "fazla" ve "farklı". Çünkü işe kutsiyet, inanç ve felsefe de çok dahil oluyor. Wing-chun'da diğer dallara benzerlik bulunmakla birlikte dikkat esnek yine önemliyken elle savunma hareketlerine, tahtayla yapılan çalışmalara ve tahta türevi cisimleri kırabilen ellere bir öncelik veriliyor. Kung fu yaparken cesarete yeni bir anlam yüklüyorsunuz. Adeta çocukluğunuza geri dönüp maceralar yaşamaya başlarken en yüksek seviyede olgunluğu ve ciddiyeti öğreniyorsunuz. Yeni formlar ve hareketler öğrendikçe yeni bir seviyeye çıkıyor yeni bir heyecan duymaya başlıyorsunuz. Adeta bir kaşife dönüşüyorsunuz ve bu his tüm kalbinizi dolduruyor.

    Tahammül seviyenizi arttırıyor


    Kendinizi savunmayı öğrenmek size bir özgüven ve rahatlık hissi veriyor. Size bir sataşan olursa yüzünüzü çevirip yolunuza devam edecek kadar vicdan rahatlığı ve tahammül seviyesine sahip olabiliyorsunuz. Çok farklı sporları aynı anda yaptığınızdan kondisyonunuz hızla yükseliyor. Negatif duygularınızı atıp deşarj oluyorsunuz. Spor yaparken salgılanan ve vücudu gençleştiren, rahatlatan stres karşıtı endorfin ve benzeri hormonlar da Kung fu'nun faydaları arasında sayılmalı. 

8 Aralık 2014 Pazartesi

"Yakın gözlükleri" kutularından çıkaracak hizmet

     Kadıköy Belediyesi, "Siz kitaba gidemezseniz, kitap size gelir sloganıyla, evden çıkamayacak durumda olan yaşlı ya da engelli vatandaşlara kütüphane hizmeti vermeye başladı. 


    Hizmet kapsamında, yaşlı ya da engelli vatandaşlar telefon ve internet yoluyla belediyeye başvuru yapıyor. İstenen kitaplar Kadıköy Belediyesi'nin araçları vasıtasıyla gün üçünde teslim ediliyor. Kitaplar okurlarda 15 gün kalabiliyor. Okurlar kitapları okuduktan sonra belediyeye haber veriyor ve kitap geri alınıyor.

Kadıköy'ün yaşlı ve engelli vatandaşlar için verdiği kitap hizmeti ilgi topluyor.

    Konuyla ilgili Yeni Sayfa'ya konuşan Kadıköy Belediyesi Kütüphane sorumlusu Jale Kaymaz, "Hizmetten yararlanmanın tek kuralı, okuyucunun eve bağımlı olması. Şu anda hizmet vermeye başladık. Gelen tepkilerden ve ilgiden memnunuz." diye konuştu. Kaymaz, bunun geçici bir hizmet olmadığının altını çizerek, Kadıköy'ün tamamına kitap gönderebildiklerini kaydetti.

    Hizmetten yararlanmak için 0216 386 98 51 ve 368 54 82 numaralı telefonlar veya muhtar.ozkaya@kadikoy.bel.tr üzerinden başvuru yapmak gerekiyor. 

24 Kasım 2014 Pazartesi

Bu bienal kartpostal attıracak.

    İstanbul Tasarım Bienali kapsamında unutulmaya yüz tutan kartpostallar tekrar hayatımıza girecekı. Bienal'in teması ise, "Gelecek artık eskisi gibi değil" olarak belirlendi.


    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV tarafından düzenlenen 2. İstanbul Tasarım Bieanali, 1 Kasım'da kapılarını sanat severlere açtı. Bienal'de bu yıl, "Gelecek artık eskisi gibi değil" başlığı altında, "Şu anda gelecek nedir?" sorusunun yanıtı aranacak.


    Bienal kapsamında sosyal medya ve özellikle Facebook'a karşı eleştiriler getiriliyor. Sosyal medyanın bireyi duygusuzlaştırdığı ve samimiyetini fakirleştirdiği konseptli kartpostallar tasarlandı. Bu kartpostallar Bienal boyunca sanatseverlere ücretsiz olarak dağıtılacak. Dağıtılan kartpostalların sanatseverler tarafından postalanması konusunda da yardımcı olunuyor.

    Bienal alanında bulunan posta kutusuna sanatseverlerin attığı kartpostallar, belirtilen adreslere gönderiliyor. Bununla insanların sosyal medya öncesi samimiyetinin tekrar kurulması hedefleniyor. Kartpostallarda dünyaca ünlü fotoğrafçıların fotoğrafları da yer alıyor.

    "Ek-Biç Bahçesi" kuruldu


   Bienal kapsamında faaliyete geçen ve katılımcılara kendi sebze ve meyvelerini üretmeleri için olanak sağlayan "Ek-Biç Bahçesi"-nin Bienal'in ardından da süreceği açıklandı. Taksim, Gümüşsuyu Caddesi üzerindeki bir binanın bu proje  için hazırlanmakta olduğu açıklandı. Beş katlı binanın her katında ayrı bir bitki türü yetiştirilecek. Bir katında da bu bitkilerden yemekler yapılacak. Ucuz ve organik bitkiler yetiştirme yöntemlerinin de öğretileceği proje kapsamında, katılımcılara evlerinde ve balkonlarında bitki yetiştirme metotları öğretilecek.
Bienal'de insanlar organik beslenme üzerine bilgi sahibi olabiliyorlar.

    Bienal'de akademi programı, atölye çalışmaları, tasarım yürüyüşleri, yaratıcı film kuşağı, seminer ve paneller gibi etkinlikler de gerçekleştirilecek.